Son güncelleme: 7 Şubat 2020

İnsanoğlu yüzyıllardır temel ihtiyaçlarının üstünde kazanmak için çabalayıp duruyor. Mizahi bir dille, hayat kısa kuşlar uçuyor, insanlar neden uçmasın?  Oysa bu durum insanoğlunu esir hale getirerek onu “modern köle” yapıyor. Bu yüzden temel ihtiyaçlarımızı anlamak ve onun üstündeki artı değerleri ise elde etmek adına gevşemeden çabalamamak gerekiyor. Elbette her şeyin en iyisine sahip olmak insanların her zaman içerisinde var olan potansiyel istektir.

Fakat bu isteğin belli kalıpları, ölçüleri vardır. Nitekim Cemâl Süreya Sevda Sözleri adlı şiir kitabında “hayat kısa kuşlar uçuyor” diye not düşmüştü. Öyledir de… Hayatımızdan beklentilerimizi dikkate alacak olursak şu kısacık ömre gerçekten de pek çok şeyin sığması aslında imkansız. Çünkü insanoğlunun ihtiyaçları sınırsız olmasına karşın sınırlı bir ömrü var.

Kısa Hayatımızda Kendimizin Ne Kadar Farkındayız

hayat kısa kuşlar uçuyor

Hayatımız boyu sürekli olarak hep daha çok kazanma hırsı içerisindeyiz. Ama hiç kendi kendimize vakit ayırabildik mi ya da kendimizle ne ölçüde barışık bir ruh hali içerisindeyiz? İşte esas sormamız gereken soru budur. Özgürlükle ilgili olarak bugüne değin söylenmiş belki de milyonlara yakın söz vardır. Ama çağımızın binlerce yıl ötesinden günümüze kadar uzanan feylesof sözlerin tesirini bugün hala hissediyoruz. Alman edebiyatçı Wolfgang Goethe  şunu söylemişti : ” Aşkım için her şeyden vazgeçebilirim fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim “.

Bu ne kadar da manidar bir sözdür böyle. Çünkü Alman edebiyatçı o dönemlerden günümüze değin hayatımızla ilgili olarak kendimizin ne kadar farkında olduğumuzu gayet iyi biliyordu. İşte bu durum dikkate alınırsa özgürlükle yaşam arasındaki bağıntının üzerinde durmak adına öne çıkan bir söz. Bu bağlamda yer verilirse özgür olabilmemizi engelleyen durumları elimizin tersiyle ne kadar ittiğimizi burada vurgulamak son derece önemlidir.

21. Yüzyılda Özgür Yaşamın İpuçları

hayat kısa kuşlar uçuyor

İçerisinde bulunduğumuz çağ 21. yüzyıl çağıdır. Bu yüzyıl içerisinde artık, insanoğlu için hemen hemen tüm olanaklar seferber edilmiş durumdadır. Nitekim buna karşın özgür yaşam insanlığa bir türlü verilememiştir. Günümüzde insanların intihar girişimleri giderek artıyor ve insanlar birbirinden akın akın uzaklaşmaya devam ediyor.

Sevginin yerini nefret, dostluğun yerini ise düşmanlığın aldığı bir çağda yaşıyoruz. Üstelik medeniyet adına her türlü bilimsel ve teknolojik gelişme kaydedildiği halde insanoğlu sanki ilkel kabileler gibi çaresizlikler içerisinde bocalamaya devam ediyor. Peki bu durumun asıl müsebbibi kimdir, insanlar neden özgür olamıyor ya da neden birbirine karşı hep cephe almış durumda?

Çünkü insanlar “kendisiyle barışık değil”. Evet, insanlar kendisinin yaşamının farkında değildir. Pek çok insana sorsanız yaşam nedir, hayata neden geldik, hayattan beklentimiz nedir diye pek çok kişinin lakayt yanıtlar vereceği gün gibi aşikâr. Hal böyle olunca da yaşamımızla ilgili olarak kilitli kapılar bir bir açılmayı bekliyor.

İnsanlar Yaşamından Neden Memnun Değil!

hayat kısa kuşlar uçuyor

Günümüzde medeniyet aldı başını gidiyor. Öyle ki hızlı ulaşım araçları, birbirinden lezzetli yemekler, birbirinden şık kıyafetler ve birbirinden maharetli kuaförler insanoğlunun sadece dış güzelliğini süslüyor. Oysa insanoğlunun asıl süslenmesi gereken ve asıl konforu hak eden iç güzelliğidir yani ruhudur. Ruhumuz olmadan bedenimizin olması isabetlidir ki ölüden farksız olmamız anlamına gelir.

Çünkü ölmüş bir beden düşünün, öyle sessiz sedasız ebedi istirahatına çekilmiş yerde yatıyor. Gülmez, gülemez, konuşmaz, konuşamaz… Çünkü onu hayata bağlayan ve hayattan gülmesini sağlayan “ruhu” yoktur artık. Böyle olunca da ortada ölmüş ve artık, kemik yığını haline gelmeyi bekleyen kuru bedenden başka bir şey durmaz. Duruma bu gözle bakıldığı zaman insanların neden mutlu olamadıkları rahatlıkla anlaşılır.

Yani insanlar sadece dış dünyasını güzelleştirme peşinde. Oysa aynı özeni, aynı itinayı pek çok insanın kalbi için yaptığını vurgularsak burada yanılmış olacağız. Çünkü insanoğlu fıtratı itibariyle materyalisttir. Yani sadece gördüğü dünyaya inanır ve sadece somut olarak elle tutup gözle gördüğü şeylere inanmaya koşullanmıştır. Oysa bunun ötesinde saklı bir de gözle görülmeyen elle tutulmayan iç güzellikler vardır ki buna ruhsal zenginlik ve güzellik adı veriliyor. Gönül zenginliği ve gönlü güzel insan olmak da aslında böyle bir şeydir. Bunun için kendimizin farkında olmak adına önce hangi dünyanın güzelliklerine değer verdiğimiz önemlidir.

İnsan Ne İle Yaşar Diye Sorsak Ya Da

Tolstoy’un meşhur hikayesi İnsan Ne İle Yaşar kitabını okumuş muydunuz… O kitapta insanoğlunu hayata bağlayan temel içgüdüsel dinamiklerin neler olduğu ve ayrıca dış dünyasında temel ihtiyaçlarının neler olduğunu kısa anekdotlar halinde bize öğretiyor.

Klasik Rus edebiyatının ünlü yazarı Lev Tolstoy tarafından kaleme alınan bu kitapta insanoğlunu hayatta tutan şeyin iyilik, iyilik ve yine iyilik olduğunu biliyor muydunuz… Evet kitapta anlatılan hikayelerin sonu hep iyilikle gelen mutlulukla özetlenir. Bu aynı zamanda kitabın temasını yani okuruna vermek istediği esas mesajı da iletmesi açısından öne çıkıyor.

İşte bu yönüyle değerlendirildiği zaman biz de insan ne ile yaşar diye sorduğumuz zaman insanların vereceği yanıt neyse işte yaşamını o denli şekillendirdiğini ifade etmiş oluruz. Fakat günümüzde insanoğlunun her şeyi tıpkı kurumlar arasındaki ilişkilerde olduğu gibi maddi çıkarlara dayanır oldu. İnsanlar birbirine maddi açıdan işi düşmese ne aradığı oluyor ne de sorduğu. Bu çıkarsız ve sadece onu sevdiği ve hatırladığı için anmak durumunun gerçekten de ne denli uzak kaldığını bir kere daha ortaya koymamız adına mutlaka düşünülmesi gereken noktayı meydana getirmektedir. Bu özelliği açısından yer verildiği zaman insanı hayatta tutan kriterleri belirlerken mutlaka bu kaynaklardan beslenmesini bilmek çok önemlidir.

Peki İyiliğin Ölçütü Nedir İnsanoğlu İçin?

hayat kısa kuşlar uçuyor

İnsanlığın tarih boyunca hep iyilik yaparak medeniyeti inşa ettikleri biliniyor. Zaten ahlak felsefesi kuramcılarının da hemfikir oldukları konu insan için iyi olan nedir, insan için iyiliğin ölçütü nedir gibi mutlaka yanıt verilecek sorulardır.

İyiliğin sabit bir ölçütünü aramak doğru olmaz. İyiliğe salt insana yararı dokunan her şey demek de aslında yeterli bir ölçüt olmaz. Çünkü yararı dokunmadığı halde yine insanın iyiliğine birçok durum da vardır. Nitekim zehirli böcekler temelde insanlara zararlı hayvanlar olarak görünür ama aslında pek çok hastalığın şifa kaynağı oldukları asırlar sonra yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde ispatlanmıştır. Günümüzde ise panzehir olarak kullanıldıkları bilinir. İşte bu nedenle iyiliğin ölçütünü sadece insana yarar sağlayan her şey olarak sığlaştırmak doğru olmaz.

İyiliğin ölçütü yoktur. Zaten iyiliği belli bir kalıba sokarak ölçü vermek o şeyi iyi yapmaz sadece yararlı olan pragmatik durum olarak karşımıza çıkar. Bu da genellikle somut yararlı ve faydalı her şey olarak tanımlanacaktır.

Özgürlükle İyilik Arasındaki Bağ

hayat kısa kuşlar uçuyor

İnsanların kendilerinin ne kadar farkında olduklarını özgürlük kavramıyla açıklamıştık. Ardından yine insanların hayatta neden mutlu olamadıklarını da döndürüp dolaştırıp iyilik kavramıyla bağdaştırdık. Şimdi de özgürlük – iyilik kavramı arasındaki bağın üzerinde durmamız gerekiyor. Böylelikle meselenin özü itibariyle daha iyi anlaşılması ve böylelikle insanların yaşamı boyunca kendisinin ne ölçüde farkında olduğunu anlamak adına önemli bir konu olacaktır.

Özgürlük ve iyilik kavramları elle tutulup gözle görülemeyen soyut kavramlardır. Bu soyut kavramlar canlı yaşamın zorunlu ihtiyacı olarak aslında var olmuştur. Çünkü doğada var olan her canlı yine doğası gereği hem özgür olmak zorunda hem de iyi olmak zorundadır. Eğer özgürse ama iyi değilse bu kötü olması anlamına gelir. Kötü ise sadece kötülük yapar ve çevresindeki insanlara da kötülük eder, edecektir. Çevresindeki insanlara edilen kötülük de onların özgürlüğünü yok eder. Şimdi anlaşıldı mı özgürlükle iyilik arasındaki zincir…

Yani burada anlatılmak istenen birisinin var olması ama diğerinin var olmaması demek her ikisinin birden yok olması anlamına gelir. Bunu başka bir şekliyle de ele almamız mümkün olacaktır.

Eğer tutsak yani özgür değilse bir kişi ama her an iyiyse yine bir şeyler yürümez. Çünkü esaret altındayken insanın iyi olması havada kalacaktır. Çünkü hem kendisinin hem de diğer insanların iyiliği adına gerçekleştirmeyi düşündükleri gerçekleşmiyor çünkü prangalıdır. Bu durumda da özgür olmadığını dile getirmek adına mümkün mertebe ortaya koymamız gerekmektedir. Yer verilen bu özellikleri neticesinde değerlendirilirse olaya bu şekilde yaklaşmamız en doğru atılım olarak karşımıza çıkacaktır.

İç Dünyamızda Özgürlük – İyilik Bağı

İnsanların önemli yanının iç dünyası olduğunu yani ruhunun olduğunu dile getirmiştik. Bu anlayış tanrıtanımaz bilim insanları ve düşünce adamları tarafından da kabul ediliyor. Ruhun varlığını kabul etmeyen kişiler aslında sadece Tanrının varlığını kabul etmiyor. Oysa Tanrıdan bağımsız ruhun varlığını onlar da kabul ediyor. Başlı başına aşk zaten ruhun varlığının en büyük kanıtıdır. Ruhumuzun özgür ve iyi olması aynı zamanda bedenimizin de özgür ve iyi olmasını sağlayacaktır. Fakat ruhumuzun esareti zaten bedenimizin de doğrudan esir yaşam sürmesiyle eş değer kabul edilmektedir.

İnsanın özünün yani ruhunun özgür olması ama iyi olmaması diye bir şey düşünsek nasıl olurdu acaba… Bu durum modern yaklaşımlar arasında anarşizm olarak adlandırılır. Yani tüm insanların sadece özgürlüğünü savunan ama kötülüğün de özgürlük olduğunu iddia eden kişiler anarşist düşünceye sahip marjinal gruplardır. Bu ise insan doğasının özü değildir. Çünkü insan doğuştan yani fıtratı icabı iyiliksever, yardımsever kişilik özellikleriyle “var olmuştur”. Bu da kötülüğün sadece iyiliğe karşı bir cephe alma ve iyiliği ortadan kaldırmayı amaçlayan kaos olarak adlandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Yer verilen bu özellikleri ışığında değerlendirilecek olunursa ruhen iyi ve özgür olmak asıl amacımız olmalıdır.

Günümüzde insanların yaşadıkları dünya dijital esaretin egemen olduğu makineye bağlı esarettir. Yani bedenimiz ilk başta esaret altına alınarak ruhumuz da sürekli meşgul tutulmaktadır. İnsanlar ancak birbirine işi düştükleri zaman birbirine selam vermekte ve birbirini sevip saymaktadır. Bunun yanı sıra aşk gibi en yüce duygu da “mantık evliliği” (!) kavramına dönüşerek yok edilmeye çalışılmaktadır. Gerçekten de bu yeni düzenin yeni kavramları var oldukça insanların ruhsuz içi boş bir şekilde farkında olmadan yaşamını sürdüreceklerini dile getirmeliyiz.

Ne Demiştik Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor

hayat kısa kuşlar uçuyor

Kuşlar özgürlüğü simgeleyen en doğal varlıklardır. Zaten şair de özgürlüğe ithaf ederek fani yaşamla özgürlük arasındaki bağıntıya yer vermiştir. Hayat kısa kuşlar uçuyor derken tam da bunu söylemiştir. Yani insanoğlu hiçbir şeyin körü körüne esiri olmadan insana mahsus ruhsal özelliklerini muhafaza ederek birbiriyle yaşamını sürdürmelidir. Sevmek, sevilmek, aşık etmek ya da aşık olmak bunlar insana bahşedilmiş en güzel duygulardır. Bu duyguların eşi benzerini hiçbir teknolojik ürün ortaya koyamamıştır. Bu durum dikkate alınırsa hayatın kısalığına rağmen duygusal varlık olarak öz benliğimizi koruyarak yaşama devam etmek ve de insanların daima birbiriyle mutlu yaşamını sağlamak adına iyilikle yaklaşmak gerçekten de mümkün mertebe yer vermemiz gereken noktalardan birisidir.

Ayrıca, SAKLI YAŞAMLARI AÇIĞA VURMAK adlı yazımızı da okuyabilirsiniz.