Aşk Yalnız Kalmaktır

Gül ile bülbülün aşkını bilmeyen yoktur, dilden dile dolaşan bir hikaye; gülün güzelliği, bülbülün sesi… Şimdiki hikaye de benzer, daha önce duyulmamış bir hikaye ve hikayenin kahramanları tamamen farklı:

İnsanoğlunun var olmadığı zamanda tüm canlıların birlikte yaşadığı, başı sonu belli olmayan büyük bir orman varmış. Tüm canlılar dedik ya, kaktüs de bu ormanda yaşarmış ama sivri dikenleri yüzünden diğer canlılara pek yanaşamıyormuş. Kendisi de bu durumun farkındaymış aslında, etrafına zarar vermektense, yalnız kalmayı tercih edip: “Kimseye zarar vermeyeyim, uzak durayım” diyerek tüm canlılardan kaçar, ormanı da bu sayede gezmiş olurmuş, derviş misali. Bu kaçak hayatta ne bir dostu, ne bir arkadaşı varmış, kendi yalnızlığından başka… Günler geçmiş, aylar geçmiş, kaktüs kaçmaya devam etmiş. Bir gün ormanda dolaşırken daha önce hiç görmediği bir çiçekle karşılaşmış. Durmuş o vakit. Sadece seyretmiş, o kadar güzelmiş ki çiçek, kendini, her şeyi unutup sadece seyretmiş çiçeği. Anca karanlık çöküp çiçeği göremeyince akşam olduğunu anlayabilmiş. Gözden kaybolan çiçek hayalinde canlanıvermiş bu sefer. Bir an kendini hatırlayıp yoluna devam etmeye başlamış. Bir adım atmış, bir adım daha; kaçmak istemiş o yerden bir an önce ama yapamamış. Epey uzaklaştıktan sonra durabilmiş. Kaçmanın bir faydası olmayacakmış, hayaline yerleşmiş kaktüsün artık. Nereye gitse onun hayali karşısındaymış. Olduğu yerde sabaha kadar beklemiş, sabah olunca hemen o yere dönmüş, dün bıraktığı gibi ordaymış çiçek aynı güzelliğiyle. Uzaktan seyretmiş gene çiçeği, korkmuş yaklaşmaya. Günler geçmiş aylar geçmiş gene. Kaktüs hiç ayrılmamış oradan ama çiçeğe de hiç yaklaşmamış. Bir gün kararını verip gitmiş çiçeğin yanına, kendini de unutmuş o vakit. Çiçek de görmüş kaktüsü, başta kararsız kalmış. Hem çok hassas, hem kolay solabilen bir çiçekmiş çekinmiş. Ama sonradan o da kararını vermiş kaktüsün aşkına karşılık göstermiş… Günler geçmiş, aylar geçmiş tekrar. Birlikte çok mutlu olmuşlar. Kaktüs hem yalnızlığına son vermiş hem de sevmiş. O kadar çok sevmiş ki çiçeği her şeyden korumak istemiş. Hassas, temiz bir çiçekmiş tabi. Güneşin kızgın sıcağında gölge olmuş kaktüs çiçeğe, çiçeğin yapraklarını inciten yağmurun sert tanelerine engel olmaya çalışmış. Ama… Gün gelmiş insanoğlu doğaya inmiş. Her şeyi tahrip etmeye, tüketmeye başlamış. Kaktüs durumdan korkmuş, endişelenmiş. Kendisi dayanıklıymış ama sevdiği çiçeği… Zarar gelsin istememiş. İnsanlar saldırdıkça doğaya, sevdiğine daha da yaklaşmış kaktüs yaklaşmış, yaklaşmış… An gelmiş kaktüsün dikenleri çiçeğin yapraklarına değmiş. Ne olduğunu anlayamamış çiçek o vakit, canının yandığını hissetmiş. Ama

kaktüs anlayamamış bunu. Onun tek derdi sevdiğini korumakmış insanlardan. Kaktüs yaklaştıkça, dikenleri daha çok canını yakmaya, incitmeye, kanatmaya başlamış çiçeğin, en sonunda çiçek dayanamamış buna… Kaktüs hemen farkına varamamış durumun, onun tek derdi o an için sevdiğini korumak ya. Bir an durup etrafına bakmış sevdiğini özlemiş ama görememiş onu. Korkmuş etrafı dolaşmış, aramış her yerde çiçeği bulamamış. Yorgun düşünceye kadar pes etmemiş… Dinlenmek için durduğunda bir yaşlık hissetmiş kendinde, bakmış dikenlerine, o an görmüş ve anlamış durumu; kanlı dikenlerinin arasında, çiçeğin yaprakları… Deliye dönmüş yıkılmış o an ve kendini hatırlamış; kaktüs olduğunu, kızmış o vakit kendine ve kaçmaya başlamış. Durmak yorulmak nedir bilmeden koşmuş. Günler geçmiş aylar geçmiş kaktüs hiç durmamış durmamış. En sonunda ormanın bittiği noktaya gelmiş. Daha önce hiç görmemiş ormanın sonunu o yüzden şaşırmış biraz, Duraksamış bir an. Aylardır durmadan koşan kaktüs, yavaş adımlarla ormandan uzaklaşmış. Dönüp bakmamış bile arkasına. Yalnız olmaya mahkum olduğu hayatta artık tamamen yalnız kalmaya karar vermiş. Hiçbir canlının yaşamadığı, güneşin acımadığı, bulutların uğramadığı, yağmurun insaf etmediği bir yere atmış kendini. Dikenlerini daha sert daha sivri yapmış kimse yanaşmasın, kaçsın diye de. Sonsuza dek yalnızlığına bırakmış kendini çölün ortasında…

İşte; ıssız çölün ortasında yükselen kaktüs fotoğrafı pek bir şey anlatmıyor baktığımda ama kaktüsün içine bakarsak, anlatacağı çok şeyi olsa gerek bizlere…

Emre Danabay

1985 Tokat/Zile doğumlu. Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesinde tamamlamıştır. Geçmişte üniversite forumlarında köşe yazarlığı yapmıştır. Evli ve 2 çocuk babası. Şuan çalışmıyor olup çocuklarıyla ilgilenmektedir.

Aşk Yalnız Kalmaktır” için bir yorum

  • Mart 6, 2019 tarihinde, saat 1:33 am
    Permalink

    Harika bir yazı…tebrik ederim

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir